Aramakla bulunmaz yazılan yazı,
Silinmez alından kaderin izi.
Ne kadar çeksek de bu derin sızı,
Yokmuş bir yolu kaderi silmenin.
Çaresiz kalırız zaman karşısında,
Bir dert ki büyür kalbin ortasında.
Ağlasak da her gün ömrün vedasında,
Yokmuş bir yolu kaderi silmenin.
Dağları delsek de çare olmuyor,
Dökülen gözyaşı kaderi silmiyor.
Açılan yaralar geri kapanmıyor,
Yokmuş bir yolu kaderi silmenin.
Kabullenmek düşer boynumuz bükük,
İçimizde büyür bu ağır yük.
Gönlümüz darmadağın, umutlar sökük,
Yokmuş bir yolu kaderi silmenin.

Kaderin silinmez izini, zamana karşı çaresizliği ve içte büyüyen o ağır yükü öylesine derin işlemişsin ki dize dize… Her kıtası ayrı bir kabulleniş, ayrı bir iç çekiş barındırıyor. „Dağları delsek de çare olmuyor“ derken Ferhat’ın azmine atıf yapıp, yine de kaderin karşısında insanın ne kadar küçük ve çaresiz kaldığını hissettirmen çok vurucu.
Özellikle *“Kabullenmek düşer boynumuz bükük“* dizesi, insanın son noktada boyun eğip hüznüyle baş başa kalışının en net, en sarsıcı özeti olmuş. Kalbe dokunan, insanı kendi içindeki açılmamış yaralarla ve keşkelerle yüzleştiren hüzün dolu, muazzam bir eser. Kalemine, yüreğine sağlık.