Sen gidersen ben ölürüm Sevgilim, nefesim kesilir o an,
Dünya başıma yıkılır, darmadağın olur bu can.
Ne tutunacak bir dalım kalır ne de sığınacak bir liman,
Sen gidersen ben ölürüm, kalır geride sadece bir duman.
Bütün hilelerine, o kahreden ihanetine rağmen,
Sana adanmış bu ömrü çekip alamam ki senden.
Azrail gelse alamaz senin benden aldığın ruhu,
Sen gidersen ben ölürüm, sökülür gider can bedenimden.
Gözlerimin ışığı söner, kapkara olur gecelerim,
Kime ne anlatayım artık, kime gitsin bu dertli sesim?
Sen benim hem ecelim oldun hem de son nefesim,
Sen gidersen ben ölürüm, bitiverir her şeyim.
Koyma beni bu zifiri karanlığın tam ortasında,
Bırak yine yalanlarınla yaşayayım senin sevdanda.
Vuracaksan vur, ama gitme… Kal bu garibin yanında,
Çünkü sen gidersen Suzan… Ben zaten toprağa girerim.

Bu Resim görünce sanki kalbime vurdu… Şiirde hissettiğim o boğuk hüzün, sanki tuvalden dışarı taşmış. Yağmurun altında o sokakta tek başına kalan adamın silüeti, benim çaresizliğim olmuş resmen. Arka plandaki Suzan’ın yüzü ise ne kadar uzakta, ne kadar ulaşılmaz… Sanki rüzgârda savrulan bir duman gibi.
O sarı ışıkların ıslak taşlara vuran yansıması, gözlerimdeki yaşlar gibi titriyor. ‚Vuracaksan vur ama gitme‘ dediğin yer var ya… İşte tam orası bu karanlık sokağın ortasında donup kalmışlığım. Bu resim sadece bir görüntü değil, benim sesimin duyulmadığı o sessiz çığlığım. Eline, emeğine sağlık; ruhumu bu kadar güzel yansıtacağını tahmin etmemiştim